Bütün dünyada ve Türkiye'de güçlü bir anti-entelektüalizm var.
Balkanlar'dan ümit kesildikten sonra, Osmanlı'yı bir Arap-Türk imparatorluğu olarak revize etme fikriyle oynayanlar olmuştu. Abdülhamid'in de buna yakın durduğu söylenebilir.
Hümanizm, 1940'lardan 70'lere uzanan kesitte, hem Kemalizmi hem sosyalizmi demokratikleştirmeye, 'yumuşatmaya' çalışan, bu arada bu ikisini telif etme imkânlarını da yoklayan bir eleştirel düşünüşün soluk aldığı bir mecra oldu.
(Ziya Gökalp), İslam'ın kaynağında lâik olduğu ve en parlak devirlerini lâikken yaşadığını da söyler.